Hesaplama yapmak üzere tasarlanan bilgisayar, yaratma, temsil etme ve etkileşim biçimlerimizi nasıl dönüştürdü?
Hesaplama. Bilgisayarın temel işlevi budur. Ancak, bilgisayar teknolojisinin ilk on yıllarından itibaren bilim insanları, mühendisler, sanatçılar ve tasarımcılar, makinenin çok daha fazlasını yapabileceğini anlamışlardı: görüntüler üretmek, biçimler icat etmek, karakterlere madde kazandırmak ve yeni dijital evrenlerin kapısını açmak.
Hesaplama sanatı, bilgisayar bilimi, yaratıcılık ve araştırmanın buluştuğu bu öykünün bir parçasını anlatıyor. Piksellerden algoritmalar kullanılarak tasarlanmış eserlere, ilk sanal insanlardan sürükleyici ortamlara kadar tek bir öykü ortaya çıkıyor: Henüz yeni olan makinelerin olanaklarıyla deneyler yapan ve yavaş yavaş bu makinelerin bize yaratma, temsil etme veya deneyimleme olanağı sağladığı sınırları zorlayan kadın ve erkeklerin öyküsü.
1960'ların sonlarında Manfred Mohr bu yollardan birini izledi. Geometri, matematik ve programlama, benzersiz bir görsel dilin temellerini oluşturdu. Sanatçı kuralları belirledi ve algoritmaları yazdı; makine ise bunları uyguladı. Bilgisayar sanatçı değildi: onun elinde yeni bir araç haline geldi.
1980'lerden itibaren, EPFL ve Cenevre Üniversitesi laboratuvarlarında başka bir sınır keşfedildi: insanları dijital görüntüye dahil etmek. Nadia Magnenat-Thalmann, Daniel Thalmann ve daha sonra Ronan Boulic önderliğinde, birkaç kuşak araştırmacı sanal insanlara şekil vererek, onları dijital dünyalarda yürütüp, evrimleştirip ve etkileşim kurmalarını sağladı. Bu araştırma, bilgisayarların günümüz standartlarıyla kıyaslanamayacak bir güce sahip olduğu bir dönemde gerçekleştirildi.
Ve sonra piksel var. Dijital görüntünün temel bir unsuru olan piksel, aynı zamanda görsel bir dil haline de geliyor. İlk grafik arayüzlerinde, tasarımcılar ve grafik sanatçıları, makineyi daha sezgisel ve tanıdık hale getiren simgeler oluşturmak için sınırlı sayıda pikselle çalıştılar. Arayüzden piksel sanatına kadar, bu teknik kısıtlama yavaş yavaş gerçek bir yaratıcı oyun alanına dönüştü. Bu bölüm yakında sergiyi tamamlayacak.
Nesneler, arşivler, filmler ve deneysel cihazlar bu tarihi keşfetmemizi sağlıyor. Hesaplama sanatı böylece bizi bilişime farklı bir açıdan bakmaya davet ediyor: sadece makineler ve performansları üzerinden değil, kadınların ve erkeklerin onlarla neler yapmayı hayal ettikleri üzerinden de.